+90 (532) 218 37 31

Satılık Motoryatlar - Princess

Portföyümüzde bulunan motoryatlarımız oldukça fazla sayıdadır. Bu yatlarımızın dışında sahibinin isteği üzerine listemize koymadığımız, özel yapım ve her markada teknelerimizde mevcuttur. Satılık motoryatlar linkimizi tıkladığınızda ilk gelen küçük resimli motoryat listemizden diğer sayfalara geçmek için sayfamızın altındaki sayfa geçiş numaralarına tıklayarak tüm teknelerimizi inceleyebilirsiniz. Motoryat satın almak istediğinizde lütfen bizimle iletişim kurunuz. Satın almak istediğiniz boy ve markalarda size çok sayıda motoryat sunabiliriz. Yalnızca tüekiyede bulunan tekneleri değil, yurt dışında satılık motoryatlarıda önerebiliriz. Yurt içi ve yurt dışında bulunan teknelerin hatırı sayılır miktarlarda fiyat farklılıkları gösterdiklerini göreceksiniz. Ispanya, Yunanistan, Hırvatistan, italya ve Fransadan satılık çok sayıda motoryatımız mevcuttur. Teknenize yabancı Bayrak takmak istiyorsanız, yurt dışından bir tekne düşünmeniz parasal anlamda size oldukça iyi rakamlarda avantaj sağlayacaktır. Yurt dışından Motoryat almayı gözünüzde büyütmeyin, Tekneturk olarak beğendiğiniz tekneyi sizin adınıza en iyi fiyata alma şansımız her zaman vardır. Tekneyi alırken kazanırsınız. Teknenizin satış işlemleri başlamadan önce her anlamda survey işlemlerini yaptırıyoruz. Tekne hakkında bilmek istedikleriniz sözleşmeli olduğumuz uzman survey firmalarının hazırladıkları rapor şeklinde size sunulacaktır. Teknenin kısa vadede, orta vadede ve uzun vadede olası çıkabilecek masrafları net bir şekilde ortaya konacaktır. Teknenizin alım satım işlemleri başlamadan önce gönül rahatlığı içinde herşeyi bilerek satın almanız önemlidir. Teknenizin satışı yapılıp ülkemizde hangi limana teslimini istiyorsanız tecrübeli kaptanlarımız ile bu teslimatı yapmaktayız. Sizlerde bu transfer işlemi sırasında teknenizde bulunabilirsiniz. Bu transferi size ait bir kaptanınız var ise oda yapabilir. Hatta bu kaptanınız teknelerden iyi anlıyorsa bu konuda eksper düzeyinde bilgisi varsa bizzat teknenin kontrolünü kendisine yaptırabilirsiniz. Satılık Deluxe Motoryatlar

Satılık Motoryatlar

   Ülkemizde bilhassa İstanbul Tuzla bölgemizde yapılan ahşap lamine yada saç motoryatlar mevcuttur. Bizim ülkemizdede çok iyi yat dizaynırları ve gemi inşa mühendislerimiz mevcuttur. Dünya denizlerinde dolaşan ülkemizde yapılmış çok sayıda özel yatlar ve charter yapan tekneler mevcuttur. Artık tersanelerimizde modern teknikler ve teknoloji kullanarak mükemmel kalitede motoryatlar üretilmektedir. İstanbul Tuzla ve Antalya serbest bölgemizde üretilen motoryatlar. Dünya piyasası için yapılmakta ve sipariş üzerine çalışılmaktadır.

   Ülkemizden bir Motoryat satın almak istediğinizde sizin adınıza teknenin ekspertizini yaptırabilir ve size bu tekne ile ilgili bilmeniz gereken her türlü bilgiyi rapor şeklinde sunarız. Yenilenmesi ve bakım görmesi gereken bölgeleri var ise bunların size en uygun fiyata bakımını garantili olarak yaptırabiliriz. satılık motoryatlar marmaris, bodrum, göcek, fethiye

Türkiyede Denizcilik

   Ülkemizin altı yanı denizlerle çevrilidir. Bu bağlamda bakıldığında denizcilik sektörü olması gereken yaerde değildir. Tabiki bu duruma bağlı çok sebep sayabiliriz. Öncelikle türk bayrağı takmak için uygulanan vergilerdir. %8 ötv artı %18 kdv sebeplerin başında gelmektedir. Bu vergi her türlü teknelere uygulanmaktadır. Diğer ülkelere örneğin italyaya baktığımızda 10 mt. teknelere uygulanan vergi %20, 15 metre tekneler için %15, 20 metre ve üzeri tekneler için % 10 dur. Uygulama genelde diğer ülkelerdede böyledir. Tekne boyu büyüdükçe vergi düşmektedir. Amaç burada büyük tekne kullanımını teşvik ederek, bu teknelerin yurt içinde kullanımını sağlayarak, diğer yandan teknelerin kullanımı sırasında ortaya çıkacak kdv oluşumunu yakalayarak ülkeye katkı sağlamaktır. Bununla birlikte sektörün gelişimini teşvik etmektir. Sahibinden Satılık Yelkenliler

   Balıkçı tekneleri hariç ülkemizde 85.000 civarında tekne bulunmaktadır. Bunların büyük bir kısmı yabancı bayraklıdır. Sadece yabancı Bayrak için Amerika delavare eyaletine ödediğimiz vergi düşük olduğu halde yılda 106 milyon dolar tutmaktadır.  Bu ülkemiz için bir kayıptır. Bize göre bu durum ivedilikle düzeltilmelidir. Daha önce çıkarılan Bayrak değişimi affına sadece 1600 civarında tekne başvurmuştur. Insanlarımız türk bayrağına geçmekte tedirgindir. Amerikada bir şirket kurmak 75 dolar civarıdır. Bunu yapan aracı firmalar 600-700 dolar isteselerde gerçek rakam budur. Denizciliğimizi teşvik etmek sektörü canlandırmak istiyorsak. Bize göre ilk anda ötv kalkmalıdır . kdv %1 olmalıdır ve bunu 3-4 yıl sürdürmek gerekmektedir. Tabiki takip eden yıllar içinde bu oranlar kademeli yükseltilebilir. Fakat sektörün gelişmesi ve denizciliğimizin yol alması adına bu mutlaka yapılmalıdır.

Ülkemizde 85.000 tekne bulunurken bu Amerikada 1.700.000 adettir.

Ülkemizde 900 kişiye 1 tekne düşerken bu durum deniz olmayan isviçrede dahi 90 kişiye 1 tekne düşmektedir. Bu İsveçte 11 kişiye 1 tekne, Yunanistanda 60 kişiye 1 tekne, Norveçte 6 kişiye 1 tekne, Yunanistanda 70 kişiye 1 tekne düşmektedir. Fakat bu ülkelerde teknelerin barınması için gerekli marina olayıda çözülmüştür. Her bölgede büyük modern marinaların dışında, 300-400 tekne barınabilen akıllıca dizayn edilmiş çok uygun fiyatlı küçük barınaklar mevcuttur.

   Bugün Norveçte dahi insanlar kendi teknelerinde yaşayabilmektedirler. Üstelik onların ülkesine bizim ülkemizin iklim ve doğa şartları bulunmamaktadır. Demekki Norveç toplumu bizim ülkemizde yaşasa, herkes denizde teknesinde yaşayacak buradan bu çıkıyor. Norveç gibi diğer denize kıyısı olan ülkelerdede teknesinde yaşayan aile sayısı çok fazladır. Teknelerde Yaşam

   Bizim öncelikle bir denizcilik bakanlığımız olmazsa olmazımızdır. Ve sektörü, denizi bilen kişilerin bu işlerin başına getirilmesi ve yetkilendirilmesi şarttır. Yapılacak uygulamalarla barınakların çoğaltılması ve mevcut marinalardan devletin aldığı kira bedellerinin düşürülmesi ve denizcilere uygun fiyatlı barınakların ortaya konulması denizci bir toplum olma sürecinde ivedilikle yapılacak en olumlu harekettir. Kiralık Motoryatlar

Çetin Altan'ın 1981 yılında kaleme aldığı yazısını tüm denizci dostlarımız için altta paylaşıyoruz.

Bozkırlı olmaktan denizci topluma geçiş…..

   Biz bin yıl içinde bozkır kökenli bir köylü toplumu olma koşullanmasını kırabilseydik de, toplumsal bir değişimle, üstünde yaşadığımız yarımadanın olanaklarını yeterince kullanabilseydik, bugünkü düzeyimizle durumumuz ne olacaktı, biliyor musunuz?

En azından yüzmesini, kürek çekmesini, yelkenli ve deniz motoru kullanmasını bilmeyen gencimiz kalmayacaktı.

Yılda adam başına düşen iki kiloluk balık tüketimi, en azından otuz kilo olacaktı…

Kıyılarımız, uzunlukları on kilometreyi aşan iki düzine limanla donanacaktı.

Ve deniz ticaret filosu sıralamasında, bir karışlık kıyısı olan Polonya’nın da gerisine düşerek otuz beşinci değil, onuncu olacaktık…

Anadolu’yla, Trakya’nın, Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz kıyıları, gemici yaşamlarının öyküleri, aşkları ve şarkılarıyla, yosun ve köpük kokulu rüzgarların şenliğini estirecekti.

Edebiyatımızda binlerce deniz şiiriyle romanı, Frikya, Lidya, Roma uygarlıklarından beslenmiş bir anlatımı, çağın evrenselliğiyle bütünleştirecekti.

Her köşe bucakta okyanuslara ilk açılmış, kutuplara ilk gitmiş gemilerle gemicilerin anıtları yükselecekti…

Yaşamın her parçasında sade kerpiç renginin değil, mavilerin de ağırlığı görünecekti…

Ve Osmanlı imparatorlarından en az yarısı ünlü amiraller arasında yer alacaktı…

Ne yazık ki hiçbiri Sultan Aziz’e kadar bir gemiye bile binmedi..

Onaltıncı yüzyılın yürekli korsanları, bozkır kökenli değil, kıyı kökenliydiler ve değişik bir yorumla Kartaca’nın görünmez mirasından oldukça pay almışlardı.

Ama, bozkır koşullanması üstünde yeterli bir etki yapamadılar. Onların ad ve anılarını yaşatan bir köy bile yoktur bizim yarımadada…

Kaptan-ı derya’lık payesi ise İstanbul’da başlayıp, İstanbul’da biten bir paye idi. Bin yıldır bir yarımadanın kıyılarında yaşayanlar yüzyıllar boyu bir kaptan-ı deryanın limana nasıl girdiğini bile hemen hiç göremediler.

Kerpiç, tezek, kağnı, karasaban, at, kılıç, kalkana harcadığımız kuşakların bir bölümünü de denizlerle bütünleştirebilseydik;

Bugün Türkiye dünyanın her köşe bucağını kendi evi gibi bilen, argosundan günlük eşyasına, türkülerinden yemeklerine kadar, yaşamının her kromozomunda, yüzlerce yıllık denizciliğin izlerini taşıyan çok kıvrak ve çok hızlı bir toplum olacaktı…

Kıyılara bakan tepelerde, denizlerde kaybolup gitmiş, gemicilerin bir anı – taş’dan ibaret boş mezarlarında, içli şiir dizeleri okunacaktı.

Bugün Türkiye’de denizlerden dönmemişler için dikilmiş bir tek anı – taş bile yoktur. Bin yıldır bir yarımadada oturan bir toplum için dikkati çekecek bir gariplik değil midir bu?

Nasıl ki kıçtan takma bücür motorlu, iki metrelik bir sandalın bile hala daha ultralüks sayılması da ayrı bir garipliktir.

En azından yüz deniz okulumuz olması gerekirken, bir tanesinin bile oldukça bakımsız ve ilgiden yoksun bırakılmasının, kimsenin kılını bile kıpırdatmaması gibi…

Artık açık seçik iyice bilincimize kazımamız gerekir ki;

Çevresi dört denizle kaplı koskoca bir yarımadada oturmak, başlı başına bir mutluluktur.

Bu mutluluk, kara bahtım, kör talihim iniltilerini şen kahkahalara bir türlü çevirememişse, bunun nedeni bozkır kökenli koşullanmasını bir türlü kınatamayışımızdandır. Bunu bir yıldır neden kıramadığımız ise çok ayrı bir inceleme konusudur. Ve ikinci bir örneği yok gibidir.

Bol bol deniz okulları açmak ve buralara parasız yatılı öğrenciler almak bile aklımıza hiç gelmemiştir.

Gerek deniz araçları yapımında, gerek deniz işletmeciliğinde, gerek deniz taşımacılığında iyi yetişmişlerin, dünyanın hiçbir yerinde aç kalmayacağını belirtmek dahi bu okulların tıklım tıklım dolmasına yeterdi.

Nerelerde çalıştıracağımızı bilmediğimiz binlerce lise diplomalısının yerine, dünyanın tüm denizlerinde bayrak dolaştıran binlerce denizcimiz olurdu bugün…

Tanzimat “çağdaşlaşma” deyimi yerine, “Batılılaşma” deyimi kullanmanın yanılgısına düştü.

Bu yanılgı ise hala daha sürüp giden sonu gelmez tartışmalara yol açtı.

Kimi Batı’yı şu veya bu gerekçe ile, tümden yadsıdı, kimi Batı hayranlığının şapşallığına yuvarlandı.

Ve kimsenin aklına “bozkırcılık”tan “denizciliğe” geçme gelmedi.

Oysa “denizcileşme” Batılaşmayı da çağdaşlaşmayı da içeren ve bizim yarımadanın durumuna çok uygun düşen bir değişim olacaktı.

Batıyı tanıdığımızı sandığımız kadar dahi denizciliği tanımadığımız için, toplumsal reformun böyle bir rotadan da geçirilebileceğini hayal bile edemedik.

Denizciliği genel bir kalkınmanın dinamosu olarak değil, yan bir parçası olarak değerlendirdik hep…

Kalkınmış toplumlarda denizciliğin nasıl bir rol oynamış olduğu üstünde de, hemen hiç durmadık.

Son elli yıllık siyasal edebiyata bir göz atın, deniz üstüne söylenmiş elli cümle bulamazsınız…

Bir yarımada üstünde bozkırlı kalmış olmanın bu kadar koyusuna da doğrusu zor rastlanır.

“Yavuz geliyor Yavuz, denizi yara yara.

Kız ben seni alacağım başına vura vura türküsü bile denizci türküsü değil, bozkırlı derebeyi türküsüdür.

Çünkü hiçbir denizci, başına vura vura almaz kadını…

Ve zaten kadınlarda deniz kızlarına benzer bir yan vardır. Kendilerinden aşık olurlar denizcilere…

Denizciliğe karşı imrenmeyi biraz daha körükleyelim mi ?

Gerçekten büyük gerek var buna...

Denizciler, bozkırlılar kadar trafik kazası da yapmaz.

Türkiye denizcilik aşamasını tamamlamış olsaydı, trafik kazalarında ölenlerin sayısı günde hiçbir zaman otuza kadar çıkmazdı.

Kara adamı denize:

“Deniz engin bir sudur, tuzlu, yeşil dalgalı. Kıyılarını süsler bazen beyaz bir yalı” diye bakar.

Denizci ise:

“Mavi aynasında suların boy verip görünmek istiyorum. Denize dönmek istiyorum, denize dönmek istiyorum” diye bakar.

Yüzyıllardır Anadolu’nun öksüz bırakılmış olmasının nedeni,

Denizlerin öksüz bırakılmış olmasıdır.

Çetin Altan  1981



Haber Bültenine Abone Olun